Hem sohbetleri hem de konukseverlikleri ile hem iyi bir işletmeci hem de iyi insanlar oldukları her hallerinde belli olan bir karıkoca karşıladı bizi ilk konak ziyaretlerimizde. Bir sürü konak gezdik de en çok onlara ve o konağa içimiz ısındı. Bizimde ilerde böyle bir konağımız olsa da işletsek hayalleri bile kurdurdular yani :) iyi fikir değil mi?
Biraz dinlenmek için bahçeye aldılar önce bizi, sonra gazlı içeceklere karşı olduklarını bu yüzden ikram olarak soğuk limonata isteyip istemediğimizi sordular tabi biz sıcaktan ve dolaşmaktan yorgun halimizle hemen kabul ettik teklifi. Bahçe ışıkları bizim için tekrar yakıldı ve çok leziz bir limonata eşliğinde başladı Safranbolu hikayemiz..
İstanbul’dan geç çıkmıştık Safranbolu’ya ulaştığımızda hava baya kararmıştı sonra nerede kalsak ne yesek epey bir dolaştık. Kalacağımız yer memnun etti de yemekler için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim bu nedenle yanımıza aldığımız meyveler, benim evde yaptığım kek ve poğaçalarımız yetişti imdada hayallerimizi sabaha bırakarak konağın bol bol tadını çıkardık..
Güler yüzlü ve limonatayı yapan :) konak sahipleri...
Odamızın kapısı.. Burada en sevdiğim şeylerden biri de gıcırdayan merdivenler, sanki geçmiş zamanın birebir aynı kalan tek şeyi.. Konağın bir hikayesi var;Sultan III.Selim, Sultan II.Mahmut ve Sultan Abdülmecit dönemlerinde Sadrazamlık yapan İzzet Mehmet Paşa Napoleon tarafından Osmanlı orduları Mısır’da yenilince Safranbolu’ya sürülmüş. Safranbolulu da olan İzzet Mehmet Paşa burada 10 odalı Safranbolu’nun en büyük Osmanlı konağını yaptırmış. Bu konak aynı zamanda içinde çeşme olan tek konakmış daha sonra Padişah tarafından affedilince Kardeşine düğün hediyesi olarak bu konağı vermiş. Masal gibi oldu değil mi? Bize de Rabbim kalmayı ve hikayesini dinlemeyi nasip etti işte... Eğer bir gün Safranbolu’ya yolunuz düşerse şiddetle Paşa Konağında kalmanızı tavsiye ederim.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder